16 Şubat 2015 Pazartesi

O öldürdü...

Sayfa 149

(...)

"Gerçekten babasının öldürdüğünü düşünmüyorsun ya..." dedi Knox.
"Silahla değil belki!" diye bağırdı Todd. "Lanet olsun! Tetiği o piçkurusu çekmemiş olabilir; ama..." hıçkırıklarından ne söylediği anlaşılamıyordu. Sonunda kendini kontrol etmeyi başardı. "Onu Bay Perry vurmadıysa bile" dedi sakin bir tavırla, "O öldürdü bunu herkes bilsin!" "Neil! Neil!" diye bağırmaya başladı acıyla.

(...)


Oyunculuk Tutkusu

Sayfa 126

(...)

"Bana söylediklerini babana da söyledin mi? Oyunculuk tutkunu ona da anlattın mı?"
"Dalga mı geçiyorsunuz? Beni öldürür!"
"O halde sen ona da oynuyorsun, değil mi?" Keating, Neil'in ne kadar gergin olduğunu görebiliyordu. "Neil, bunun olanaksız olduğunu biliyorum; ama babanla konuşmak ve ona kim olduğunu anlatmak zorundasın."

(...)

"Oyunculuk geçici bir heves değil, o zaman bunu ona kanıtla. Tutkunu göster ona, gerçekten istediğinin bu olduğunu göster. Eğer bu da işe yaramazsa, on sekiz yaşına geldiğinde dilediğini yaparsın."

(...)

Tanrı'dan Telefon

Sayfa 109

(...)

Nolan bir süre sessizce durup cevap bekledi. Birden, bir telefon sesi sessizliği bozdu. Charlie evrak çantasını yavaşça kucağına alıp açtı. Telefon bu çantadaydı. Öğrenciler şaşkınlıkla fısıldaştılar. Daha önce hiç kimse Welton'da kurallara bu kadar aykırı bir şey yapmamıştı. Charlie, büyük bir cesaret örneği sergileyerek telefonu açtı.
"Welton Akademisi, buyurun?" dedi, herkesin duyabileceği bir sesle. "Evet, bir dakika. Bay Nolan, telefon size." Charlie'nin sesinde sahte bir ciddiyet vardı.
Müdürün yüzü kıpkırmızı oldu. "Ne?" diye bağırdı Nolan.
Charlie, ahizeyi Nolan'a uzattı. "Tanrı arıyor. Welton'a kız öğrenci alınması gerektiğini söylüyor."

(...)


Nuwanda

Sayfa 94

(...)

"Beyler" dedi Charlie, Gloria'yı kendine çekerek. Oğlanların gözleri iyice büyüdü. "Bir haberim var. Ölü Ozanlar Derneği'nin coşkulu çalışmalarına uyum sağlamak için, bundan böyle Charlie Dalton adını kullanmamaya karar verdim. Bundan sonra bana Nuwanda deyin."

(...)


Yanlış Anlaşılma

Sayfa 114

(...)

"Çok aptalca bir gösteriydi, Bay Dalton" dedi Keating sertçe.
"Siz de mi Bay Nolan'ın tarafını tutuyorsunuz?" Charlie buna inanamamıştı. "Peki Carpe Diem'e, hayatı iliğine kadar özümsemeye ne oldu?"
"Hayatı iliğine kadar özümsemek, boğazına kemik batırmak değildir, Charles. Cesaretin ve tedbirin sınırlarını iyi bilmek gerekir. Bilge biri de bunu kolayca anlayabilir" dedi Keating.
"Ama ben düşünmüştüm ki..." diye kekeledi Charlie.
"Bu okuldan atılmak bilgeli ya da cesaret değil. Burası mükemmel bir okul olmayabilir, ama insana bir sürü fırsat sunuyor."
"Öyle mi?" dedi Charlie öfkeyle. "Ne gibi?"
"Başka hiçbir şey olmasa bile, en azından benim derslerime katılmak gibi. Anladın mı?"

(...)




Carpe Diem

Sayfa 31-32

(...)

"Topla gül goncalarını toplayabilirken,
Zaman uçup gidiyor.
Bugün sana gülümseyen çiçekler,
Yarın soluveriyor."

Pitts durdu.
"Topla gül goncalarını toplayabilirken" diye tekrarladı Keating. "Bu duygu için kullanılan latince terim Carpe Diem'dir. Herkes bunun anlamını biliyor mu?
"Carpe Diem" dedi, Latince'de çok başarılı olan Meeks, "günü yaşa demektir."
"Çok güzel, Bay...?"
"Meeks."
"Günü yaşa" diye tekrarladı Keating. "Şair bu dizeleri neden yazmış?".
"Çünkü acalesi varmış!" diye seslendi bir öğrenci arka taraftan. Diğerleri gülüştüler.
"Hayır, hayır, hayır! Yazmış; çünkü hepimiz solucanlara yemiz, çocuklar!" diye bağırdı Keating. "Çünkü hepimiz sınırlı sayıda ilkbahar, yaz ve sonbahar yaşayacağız! İnanması güç, ama bir gün hepimiz soluk alıp vermez olacağız, soğuyacağız ve öleceğiz!"

(...)


Aptalca Hayaller

"Aptalca hayaller peşinde koşmaya bir kalp gösterin, ben de size mutlu bir insan göstereyim."